20-21 Aralık 2025 tarihinde Ankara’da toplanan 3. Büyük Kemalizm Kurultayı yönetim kadrosunun isteği üzerine hazırlanmış ve yönetime sunulmuş, çoğaltılarak katılanlara dağıtılmıştır.
Prof. Dr. F. Dilek GÖZÜTOK
Eğitim, temel bir insan hakkı olarak “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi” ve “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme”de hüküm altına alınmıştır. Irk, cins, din ve dil ayırımı yapılmaksızın tüm bireyler eğitim hakkına sahiptir. İnsanlara haklarını öğretmek ve kullanmalarını sağlamak Devletin birinci görevidir. Temel bir hak olan eğitim hakkı çiğnenen, bu hakkı kullanamayan, insanlar diğer haklarını da kullanamazlar.
21. Yy. Eğitim bilimleri çalışmaları bulguları kalkınmanın, özgürleşmenin, güçlenmenin, çağa ayak uydurmanın ve çağı geliştirmenin, doğayı, insanı, yaşamı iyileştirmenin yolunun bireye sağlanabilecek nitelikli eğitimden geçtiğini vurgulamaktadır.
Atatürk,”En önemli, en esaslı nokta eğitim meselesidir. Milletlerin bağımsız yaşayabilmeleri, kalkınıp güçlenmeleri için eğitim hayatî önem taşımaktadır. Eğitim bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüce bir toplum halinde yaşatır, ya da bir milleti esarete ve sefalete terk eder.” Demiştir.
Ulusal Kurtuluş Hareketi sürerken (15-21 Temmuz 1921) “Maarif Kongresinde Cumhuriyet Eğitiminin İlkeleri” belirlenmiştir. Bu İlkeler:
1)Ulusallık (Dogmalara ve emperyalizme karşı millilik) 2) Bilimin rehberliği (Laiklik ve çağdaşlık) 3) Bağımsızlık bilinci 4) Özgürleşme (Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller) 5) Bireysel ve toplumsal gereksinimlere uygunluk 6) Devrimcilik (Köklü dönüşümler yaratmak) 7) Karma eğitim 8) Demokratik eğitim (Kadın erkek bütün yurttaşlara) 9) Yaşamsallık ve uygulanabilirlik (Çağın ve toplumsal yaşamın gereklerine uygunluk) 10) Herkese eğitim hakkıdır.
1920’den 1950’lere kadar Cumhuriyet Eğitiminin İlkelerini gerçekleştirmek amacıyla yapılan başlıca uygulamalar:
Maarif Kongresi, Tevhid-i Tedrisat Yasası, Şer-iye ve Efkaf Vekâleti’nin ve Halifeliğin kaldırılması, 1924’de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile, ilköğretimin kadın erkek tüm vatandaşlar için zorunlu ve devlet okullarında parasız olması, Muallim Musiki Mektebi’nin açılması, Devlet Konservatuvarı’nın kurulması, İlk ve orta öğretim programlarının Cumhuriyet ilkeleri ve çağdaş pedagoji bulguları yönünde yenilenmesi, Kara Harp Okulu’nun Ankara’ya taşınması, Hukuk Mektebi (Hukuk Fakültesi)nin kurulması, 1926’da “Maarif Teşkilâtına Dair Kanun”un çıkarılması, Ders Aletleri ve Mektep Müzesi açılması, Milli Kütüphaneler düzenlemesi, Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü’nün kurulması, Türk Eğitim Derneği’nin kurulması, 1928’de Türk harflerinin kabulü, Millet Mekteplerinin açılması ve yetişkin eğitimi seferberliğinin başlatılması, “Türk Tarih Heyeti”nin yaptığı “Türk Tarihinin Ana Hatları” araştırmasına dayalı “Tarih 1-2-3-4. Sınıf Kitapları”nın yazdırılması, 1931-1941 yıllarında liselerde ve yaygın eğitimde okutulması, 29 İmam Hatip Okulunun ve İlahiyat Fakültesinin açılması, 1929’da İmam Hatip Okullarının kapatılması, 1930’da Türk Tarih Kurumu’nun, 1932’de Türk Dil Kurumu’nun kurulması ve Halkevleri’nin açılması, 1935’de Mülkiye Mektebi, Yüksek Ziraat Enstitüsü (Uygulama alanı olarak Atatürk Orman Çiftliği) kurulması,1936’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ve bazı öğretmen okullarının (Gazi Eğitim Enstitüsü) Ankara’ya taşınması ve yenilerinin açılması, 1936’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde “Pedagoji Enstitüsü”nün kurulması, Köy Eğitmen Kurslarının ve 1937’den başlayarak Köy Enstitüleri’nin kurulması, 1933 (birinci aşama), 1946 (ikinci aşama) “Üniversite Reformu”nun yapılması, 1934 Kız Enstitülerinin ve bu enstitülere öğretmen yetiştirecek Kız Teknik Öğretmen Okulu’nun açılması,1936 “İlköğretim Seferberliği Planı”nın yürürlüğe konması, 1937’de Erkek Teknik Öğretmen Okulu’nun açılması, 1940-46 arasında Dünya kültür klasiklerinin Türkçe’ye çevrilmesi, 1943’de Fen, 1945’de Tıp Fakültesi’nin açılması ve 1946’da Ankara Üniversitesi’nin kurulması. Hitler’in görevden attığı bilim insanlarının Türkiye’de görevlendirilmesi, Devlet tiyatrosunun kurulup örgütlenmesi, 1953’de Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulu’nun, 1955’de Türkiye’ye özgü bir model ile Yüksek Öğretmen Okulu’nun kurulması.
1960’dan sonra yapılan bazı iyileştirmeler:
222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun çıkarılması, Devlet bütçesinin %3’ünün 10 yıl süreyle ilköğretime ayrılması kararı, 224 sayılı Sağlıkta Sosyalizasyon Kanunu’nun çıkarılması, 1965’de Ankara Üniversitesi bünyesinde Eğitim Bilimlerinin çeşitli alanlarında uzman yardımcısı ve uzman yetiştirmek üzere lisans ve lisansüstü eğitim vermek üzere “Eğitim Fakültesi” açılması, 1973’de Milli Eğitim Temel Kanunu’nun çıkarılması, 1997’de “Sekiz Yıllık Zorunlu Eğitim Yasası”nın yürürlüğe konması, İmam Hatip Orta Okullarının kapatılması.
1945’den başlayarak Cumhuriyet Eğitiminin İlkelerine aykırı bazı uygulamalar:
Köy Enstitüleri’nin kapatılma girişimi, 1950’den sonra kapatılması, 10 ay süreli İmam Hatip kursları açılması ve başıboş bırakılması, 1946’da CHP’nin iktidarının sarsılmasıyla Kemalist Devrim atılımlarının engellenme uygulamaları,1947’de Yüksek Köy Enstitüsü’nün kapatılması, eğitmen kurslarının kapatılması ve eğitmenlerin görevine son verilmesi, 1948’de Din derslerinin eğitim-öğretim programına “isteğe bağlı” olarak konulması, 1949’da Ankara Üniversitesi’ne bağlı İlahiyat Fakültesi açılması,1948’de açılan İmam Hatip kurslarının İmam Hatip Okulları’na dönüştürülmesi, 1958’de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nün kurulması, Kemalist Devrim uyarınca açılmış olan (İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu, Gazi Eğitim Enstitüsü’nün Pedagoji, Resim-İş, Müzik ve Beden Eğitimi bölümlerinin kapatılması, DTCF’de ve A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde görevli çağdaş öğretim üyelerinin görevlerinden uzaklaştırılması, bazılarının hapsedilmesi, 27 Ocak 1954’de Köy Enstitüleri’nin İlköğretmen Okulu’na dönüştürülmesi, 1955’de, 1936’dan beri yürütülen “İlköğretim Seferberliği Planı”nın yürürlükten kaldırılması, Çok partili rejime geçilmesinin ardından sağ partilerde oy kaygısıyla birlikte imam hatip okullarının sayısının arttırılması. Sağ partilerin yanı sıra sosyal demokrat partiler tarafından da yeni imam hatip okullarının açılması. İslam’da kadın imam olmamasına karşın bu kurumlara kız öğrencilerin de alınması, Aydın din insanı yetiştirme amacıyla açılan imam hatip okulları mezunlarının çok az bir kısmının din görevlisi olarak istihdam edilmesi, bu okulların, Devlet yönetimine insan yetiştiren kurumlar haline getirilmesi. 21.yy’da ülke yönetiminde çoğunlukla imam hatip mezunlarının yer alması, 1960’da bütçeden 10 yıllığına ilköğretime ayrılması kararı verilen %3 payın, 1965’de Adalet Partisi iktidarı tarafından %1’e düşürülmesi, Temel Eğitim Kanunu kapsamında İmam Hatip Okullarının İmam Hatip Liselerine dönüştürülmesi,1974’de İlköğretmen Okulları’nın kapatılması, Öğretmen Liseleri’nin oluştutulması, iki yıllık Eğitim Enstitüleri’nin açılması, 1974’de mektupla ve gece öğretimi ile öğretmen yetiştirme deneyimleri, bu uygulamanın öğretmen niteliğinde düşmeye yol açması, 12 Eylül 1980 yönetimi tarafından “Atatürk’den Nefret Projesi”nin bir uzantısı olarak ilk ve orta öğretim ders programlarına “Atatürkçülük” konularının eklenmesi, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra kurulan hükümetler tarafından “Türk İslâm Sentezi, Yeşil Kuşak, Ilımlı İslâm, Küreselleşme, Özelleştirme” kavramlarının eğitim sistemine yerleştirilmesi ve bu kavramların yaşatılması için baskılar uygulanması, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından 1981’de 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile üniversitelerin özerkliğini kaybetmesi, 1982 Anayasası ile ilk ve ortaöğretime “Zorunlu Din Dersi” konularak “Anayasa”nın ve Temel Eğitim Yasası’nın“ Laiklik” ilkesinin çiğnenmesi, 1983 ANAP iktidarı ile Evrim Kuramı’nın tartışmaya açılması, “Yaratılış” söylencesiyle ve bilim dışı yaklaşımlarla uzman olmayan kişilere ders kitaplarının yazdırılması, 1995’de öğretmenlik formasyonuna sahip olmayan üniversite mezunlarının öğretmen olarak atanması, 1996-2003 yılları arasında bir kısmının dinî cemaatlere ait olduğu bilinen 20 kadar vakıf üniversitesi açılması. İmam hatip lisesi mezunlarının Teoloji dışındaki alanlarda öğrenim görmesiyle yükseköğretim kurumlarının dincileştirilmesi.
2002’den 2025’e… Cumhuriyet değerlerini yıkma uygulamaları:
Birçok bakanlıkta olduğu gibi Millî Eğitim Bakanlığı’nda da Eğitim Bilimleri alanında yetişmiş uzman kadroların görevlerinden alınması, yerlerine dış bağlantılı bir dini örgütün konuya hâkim olmayan, Cumhuriyet değerlerine düşman insanların yerleştirilmesi, 2004’de çocuğunu zorunlu eğitime yollamayan veliye ceza verilmesini emreden yasanın kaldırarak “veli isterse çocuğunu okula göndermeyebilir” düşüncesinin önünün açılması, 2004’deki girişimle, 2009’da cemaat ve tarikatların okul ve yurt açma yasağının kaldırılması, çocukların bu kurumlara teslim edilmesi, 2005’de uygulamaya konan çeviri programlarla küreselleşmenin adımlarının atılması ve öğretim programlarından “vatan,” “millet” kavramlarının ve “Atatürk”ün çıkartılması. Temel Eğitim Yasası’nın “Atatürk İnkılâp ve İlkeleri ve Atatürk Milliyetçiliği” ilkesinin çiğnenmesi, yetkin olmayan kişilere ve cemaat şirketlerine içinde mavi balina, illuminati, rabia işaretleri gibi örtük semboller, yanlış iletiler ve Türkçe yanlışları bulunan ders kitapları yazdırılması, Ses temelli okuma ve eğik el yazısı, 60 aylık çocukların zorla ilkokula başlatılması, 83 aylık çocuklarla aynı sınıfa alınmış, evrensel alfabe A-B-C yerine E-L-A-T harfleriyle alfabe, bitişik el yazısı ile yazma, harflerden başlayarak okuma öğretilmek istenmesi, Kasım Aralık ayında okuma öğrenebilen çocuklar okuyamaz ve okuduğunu anlayamaz olmuş, bütün bu değişiklikleri bilmeyen öğretmenlere hizmet-içi eğitim verilmemiştir, “sarmal” olduğu iddia edilen çeviri program aynı anda 5 sınıfa uygulanmıştır, Danıştay’ın programları iptal etme kararı çiğnenmiş, bilim çevrelerinin eleştirilerine kulak tıkanmış, 5 yıl sonra eğik el yazısı ve 60 ay uygulamasından vazgeçilmiş ve bir nesil harcanmıştır.
Tevhid-i Tedrisat (Eğitim Birliği) Yasası çiğnenerek öğretim kurumlarında çeşitli dini vakıfların eğitim yapması için MEB ile protokoller imzalanması, Köy okullarının ve yatılı bölge ilköğretim okullarının (YİBO) kapatılması, yakın köylerden taşımalı, uzak köylerden yurtlarda kalmalı uygulamaya geçilmesi ve Devlete ait yurtların kapatılarak çocukların cemaat yurtlarına mecbur edilmesi, yoksul aile çocuklarını örgün eğitim dışına atan uygulamaların yapılması. paralıeğitime destek verilmesiyle “Eğitimde fırsat ve imkân eşitliği” ilkesinin çiğnenmesi yoksul aile çocuklarının eğitim hakkı ihlâline sebep olunması, Temel Eğitim Yasası’nın “Karma Eğitim” ilkesinin çiğnenmesi, İslâm dininin bir mezhebinin öğretilerinin uygulanması ile eğitimin dinselleştirilmesi, bu durum 1739 Sayılı Temel Eğitim Yasası’nın “Laiklik,” ve “Bilimsellik,” “Genellik ve Eşitlik”, “Yöneltme”. “Ferdin ve Toplumun İhtiyaçları” ilkelerine aykırıdır ve çocukların “Eğitim “Hakkı İhlâlidir.”
Büyük çabalarla yapılandırılmış Milli Eğitim ilkelerinin çiğnenmesiyle eğitimin niteliksizleştirilmesi, Tevhid-i Tedrisat Yasası’nın gereği olarak yasaklanan sibyan mektebi ve medreselerin 2014-2015 eğitim öğretim yılından itibaren çeşitli dini örgütler tarafından, Diyanet’in “Kur’an Kursları Okul Öncesi Din Eğitimi Projesi” ile ülke genelinde faaliyete başlaması, böylece “Laiklik” ve “Bilimsellik” ilkelerinin çiğnenmesi, Dinî cemaate ait olduğu bilinen ve Millî Eğitim Bakanlığınca da desteklenen okullarda çocuklara 3 yaşındayken Kur’an-ı Kerim dersi, 4 yaşındayken de hafızlık dersi verilmesi, Anayasa ve yasaların yasaklamasına karşın, okul öncesi eğitimdeki çocuklara haftada altı saat din dersi ve Kur’an eğitimi verileceğinin de Diyanet ile protokole bağlanması, akademik okulların İmam Hatiplere dönüştürülmesine İmam Hatip Ortaokullarının açılmasına karşın MEB’in yaptığı çalışmada gençler arasında Deizm ve Ateizm’in hızla arttığının belirlenmesi, çeşitli vakıfların yurt ve kurslarında, kitle iletişim araçlarına yansıyan bilim dışı, din dışı ve ahlâk dışı uygulamaların, çocuk istismarlarının yetkili kişiler tarafından basit bir olay gibi algılanması ve birçoğunun üstünün örtülmesi, Türkiye’deki 3-5 yaşındaki çocukların yüzde 60’ının eğitim hakkının ihlâl edilmesi, çocuklar için okulöncesi eğitim kurumu açılmaması, 2011 yılında “çağ açıp, çağ kapatacak” diye başlatılan “Fatih Projesi”nin Devlete çok pahalıya mal olması (MEB müsteşarının açıklamasına göre 30 Milyar dolar), eğitim sistemine büyük zararlar vermesi ve projenin çökmesi, 2012’de 4+4+4 yapılanması ile ilk dörtten sonra okulu terk etme yolunun açılması. 8 yıllık ilköğretim okullarının 4-4 olarak birbirinden ayrılması, isteyen öğrencilerin ilk 4’ten sonra öğrenim yaşamını kesip bir yıl (bu süre daha sonra iki yıla çıkarıldı) hafızlık eğitimine gitme yolunun açılması, okuldan alınan küçük yaşta kız çocuklarının evlendirilmesi, 4+4+4 yapılanması ile programlara seçmeli “Kur’an-ı Kerim”, “Hazreti Muhammed’in Hayatı” ve “Temel Din Bilgileri” gibi dini derslerin yerleştirilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) dersinin bir insan hakkı ihlâli olduğu kararına karşın, dersin zorunlu olarak okutulması ve 8. sınıf öğrencilerinin liselere giriş sınavında sorulan soruların 1/5’inin DKAB dersinden sorulması, Örgün eğitim hakkı elinden alınan iki milyon çocuğun açık ortaokula, açık liseye kaydedilmesi, okul binaları, laboratuvarlar, okul bahçeleri, kütüphaneler, görsel sanatlar, müzik ve spor salonları ve öğretim araçlarının nitelikli hale getirilmemesi, eğitim alanlarının kız ve erkek mescidine dönüştürülmesi, eğitimin niteliğini arttıracak yatırımlar yapılmaması, özel okulların teşvik edilmesi ve maddi olarak da desteklenmesi, varsıl-yoksul, inançlı-inançsız izlenimi yaratan giysilerin tercih edilmesi ve çocuğun çağdaş bir görünüm ve okullu kimliği kazanmasının engellenmesi, eski adıyla Çıraklık Eğitim Merkezi olan yapı, 2016’da örgün eğitime dahil edilmiş Çocuk Hakları Sözleşmesine aykırı olarak çocukların eğitim hakları ellerinden alınarak, çocuklar iş insanlarına çocuk işçi olarak teslim edilmiştir. Çıraklık kapsamında haftada 1-2 gün staja giden çocuklar MESEM’de 5-6 gün kötü koşullarda iş yerinde istismara ve can kaybına uğramaktadır. Son 12 yılda iş kazasında ölen 742 çocuğun 17’si MESEM projesindeydi. Yeterli sayıda öğrenci bulamayan İmam Hatip Liseleri ve yüksek puanla öğrenci alan Anadolu Liseleri halkın itirazına rağmen MESEM’e dönüştürülmektedir. Sermayenin isteği ile 4 yıllık lisenin kısaltılması tartışılmaktadır. 2017 öğretim programı değişikliği ile Evrim Kuramı, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı konularının gereksiz görülmesi, cihat, muamelât, ukubat kavramlarına yer verilmesi, MEB’in, 2017 programına FETÖ’nün uzantısı olan “Hizmet Vakfı” ile “Toplumsal Duyarlılık Projeleri” kapsamında imzaladığı protokolde yer alan, adına “Değerler” dediği, ders içeriği ile eğitim durumlarıyla nasıl ilişkilendirileceği belli olmayan, hemen hiçbiri 21. yüzyıl becerileri kapsamına girmeyen bilim dışı özelliklerin bütün derslere yerleştirilmesi, 2017’de okullara kız ve erkek mescidi yapılması kararı, 2018’de okullarda “Andımız”ın okutulmasının yasaklanması, MEB’in Diyanet İşleri Başkanlığı ve iktidara yakın dinî kurum ve vakıflarla imzaladığı protokollerle eğitimi dernek ve vakıfların eline terk etmesi. “Haydi Çocuklar Camiye Projesi”, “Her Sınıfın Bir Yetim Kardeşi Var”, “Sûre Ezber Yarışması” “Yedi Yaşındayım Namaza Başlıyorum” “Umreye gidiyorum” gibi bilim dışı etkinlikler yapılması ve çocukların MEB’in bütçesinden ödüllendirilmesi, Akademik liselerin hızla imam hatipleştirilmesi, üstün başarılarıyla adını duyuran liselerin “proje okulu” ilan edilerek öğrencilerin ve velilerin güçlü direncine karşın bazılarının dağıtılması, dönüştürülmesi, çok sayıda akademik okulun dönüştürülmesiyle 525.052 Anadolu imam hatip lisesine ve (başka hiçbir meslek lisesinin orta kısmı yokken) 713.561 İmam hatip ortaokuluna öğrencilerin adrese dayalı olarak yerleştirilmesi, yurt, beslenme ve maddi olanaklar sağlanarak yoksul aile çocuklarının buralara çekilmesi, Din derslerinin İslamiyet’te akılcı fıkıh ekolünü esas alan öğretmenlerden çok tarikatlarla, onlara bağlı vakıflarla çalışan öğretmenler tarafından verilmesi. Akılcı İslâm’ı savunan bazı din eğitimcilerinin hizmetten uzaklaştırılması, altı yaşından 18 yaşına kadar öğretim sürecinin içinde olması gereken yurttaşların eğitim hakkının ihlâl edilmesi, ihmâl edilmeleri, istismara uğramaları, duygusal ve zihinsel şiddet uygulanması, 2021’de açılımı Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES) ile din görevlileri örgün eğitime sokularak çocukların ruh sağlığı zedelenmiştir. Cumhurbaşkanının, (akademik yetkinlikleri tartışılan) kişileri rektör olarak üniversitelere ataması, yükseköğretim kurumlarının bilimsel ve akademik özgürlüğünün kaldırması, Rektörlerin üniversiteyi kendi malı gibi kullanması haberleri, Hukukçu olmayan, kişilerin hukuk fakültelerine dekan, ilahiyatçıların rektör olarak atanması, dini kıyafetlerle rektörlük makamında görüntülenmeleri, Vakıf üniversitelerinin köklü üniversitelerin içini boşaltması, köklü üniversitelerde kadro sınırlaması, antidemokratik ortamlar yaratılması, ekonomik sınırlılıklar nedeniyle akademik niteliksizliklerin yaşanması, FETÖ ile mücadele kisvesi altında, tarikatlarla ilgisi olmayan binlerce muhalif bilim insanı ve kamu görevlisinin sorgusuz sualsiz KHK’larla görevden uzaklaştırılması, üniversitelerin içinin boşaltılması, davayı kazananların görevine döndürülmemesi, 20.Eğitim Şurası’nda okul öncesi çocuklara din eğitimi verilmesinin oylanması, Şura kararlarının tavsiye niteliğinde olmasına karşın Milli Eğitim Bakanı’nın kararların takipçisi olacağını ilan etmesi.
2024’de Türk Eğitim Sistemi’nde “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” başlığı ile bilime aykırı yazılan, bütün itirazlara karşın uygulanan eğitim programları; “Ulusal,” “Bilimsel” ve “Laik” değildir, Evrim kuramını reddetmiştir, Tarihi, Türkçeyi ve diğer bilim alanlarını, hatta dini bile yanlış öğretmektedir, Altı yaşından 18 yaşına kadar öğretim sistemi içinde olan geleceğin erişkinlerine, 12 yıl içinde yapılan, her biri yenilikler getirdiği iddia edilen bu değişiklikler ihmaldir, istismardır, çocuklara uygulanan zihinsel, duygusal ve bedensel şiddettir, Bugün örgün eğitim yaşındaki 2 milyon çocuk eğitimin dışına çıkarılmıştır. Açık orta-okul ve açık liseye kayıtlı olan çocukların kimisi çıraktır, kimisi hafızlık kurslarındadır, kimisi çocuk yaşta evlendirilmiştir, binlercesi türlü iş alanlarında ucuz işgücü olarak çalıştırılmakta ve MESEM’lerde can vermektedir, Yüz binlerce çocuğun cemaatlerin elinde olduğu araştırmalarla belirlenmiş, uğradıkları şiddet, istismar ve intihar haberleri basında yer almaktadır, Kamu okullarında öğretmen/yönetici şiddeti hortlamış, çocuklar “akran zorbalığı” çıkmazı içinde, hatta öğretmene şiddet uygulama örnekleri gözlenmektedir. Yoksul aile çocukları istekleri dışında sayıları her gün arttırılan imam hatip okullarına kaydedilmektedir, Meslek liseleri ve imam hatip okullarına gitmek istemeyen, ekonomik durumu yeterli olan ailelerin çocukları özel okullara yönelmektedir, Devlet kamusal eğitimi desteklemek yerine zaman zaman kimileri cemaatlere ait olan özel okulları ekonomik olarak desteklemektedir, 3-6 yaşındaki çocukların yalnızca % 39’u okulöncesi eğitime katılabilmektedir ve bunların yarıdan fazlası da ya özel eğitim kurumlarında ya da diyanetin/cemaatlerin açtığı anaokullarında Kur’an kurslarındadır.
Bugün “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Müfredatı” dedikleri metin, vatanı “mülk”, ulusu “ümmet”, yurttaşı “kul” yapmayı amaçlıyor. Bakanın ifadesiyle “Aklıselim” “kalbiselim” “zevkiselim” kişiler yetiştirme programının sonuçları şiddet, akran zorbalığı, çocuk çeteleri, çocuk ölümleri vb. ile kendini göstermektedir.
“2025 YILINDA ÜLKEDE DURUM” (ÖZET)
Kimler tarafından desteklendiği konusunda kitaplar yazılan büyük bir yıkma projesinin uygulaması olarak; Cumhuriyet döneminin bir mucize yaratarak yoktan var ettiği, ülkenin bütün varlıklarına, 2002’den beri fabrikalarına, dağlarına, ormanlarına, kıyılarına, adalarına, yer altı zenginliklerine, tarımına, hayvancılığına, köylerine, şehirlerine, kadınlarına, çocuklarına, üniversitelerine, okullarına, ahlâk değerlerine, en önemlisi de eğitim sistemine darbeler vurulmuş, yurttaşlarının ümitleri yok edilmek istenmiştir. “Varsın gitsinler!” denerek Cumhuriyet değerleri ile yetişmiş en nitelikli meslek elemanları, üniversitelerdeki çürümeden ürken, koşulları olanaklı gençler eğitim için Dünya üniversitelerine gitmektedir. Bugün batının çöp deposu haline getirilen Ülke Suriyeli, Afgan, Hintli, Pakistanlı ve Afrika’nın çeşitli ülkelerinin sığınmacılarına/göçmenlerine/dil bilmeyen üniversite öğrencilerine açılmış, çıkarılan uygunsuz yasalarla bu insanlara para karşılığı vatandaşlık verilmiş, Türkiye Dünyanın kara para aklama merkezi haline getirilmiştir. Bütün bu uygulamalar ülkeyi neredeyse canlı bomba haline getirmiştir. Uyuşturucu kaçakçılığı, satma/kullanma, İnsan kaçakçılığı, insan öldürme çeteleri, Dünyanın en büyük baronları, çocuk çeteler, akran zorbalığı, iş cinayetleri, kadına yönelik şiddet ve cinayetler, hemen her yerde (TBMM lokantasında bile) çocuk istismarı, besin ve kimyasal zehirlenmeleri, açlık, barınma sorunları, deprem mağdurları, kendiliğinden çöken binalar, sokak kavgaları, cinayetleri, anti demokratik uygulamalar, cezaevlerinin kapasite üstü doluluğu ve adalete ulaşamama, suçluların berat ettirilmesi, suçsuz insanların iftiralarla yıllarca hapse atılması, insanların adaleti kendi sağlama çabaları, insanların gelecekten ümitlerinin kırılması haberleri ve bu haberleri verenlerin sansüre uğraması hatta tutuklanması yasalara aykırı olarak işkence edilmesi…
NE YAPMALI?
Emperyalist ülkelerin el birliği ile Osmanlı’yı, Türkleri yok etmeyi amaçladığı “Sevr Barış Anlaşması” ile Türk adı tarihten silinmek istenmişti. Mustafa Kemal 1919’da Anadolu’ya geçip, 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisini kurarak, cephelerde kazandığı zaferlerle 1923’de Cumhuriyeti kurmuş, koruma, yaşatma ve güçlendirme görevini gençliğe emanet etmiştir. 1950’lerden başlayarak ülkeyi yönetenlere bazen kişisel avantajlar sağlayarak bazen tehditlerle Cumhuriyet varlıkları ve değerleri yıkılmış, yıktırılmıştır. Son çeyrek yüzyılda bazen seçimle bazen seçim iptalleri, seçim hileleri ile “Atı alan Üsküdar’ı geçerek” iktidarda olan yönetim Cumhuriyet değerlerini bitirme noktasına getirmiştir. Bugün yine Emperyal ülkelerin adına “Barış,” “Terörsüz Ülke” dedikleri bir yıkım projesi uygulamaya konmuştur. Cumhuriyet ilkelerine, bütün değerlerine bu kadar büyük hasar verilmiş bir ülkenin küçük düzeltmelerle toparlanma şansı yoktur.
Kemalist değerlere inanan Cumhuriyetin yetiştirdiği bütün bireyler iş başında! Çalışmaya Türkiye Cumhuriyetinin 21. Yy. gereklerine, koşullarına, olanaklarına uygun olarak yeniden kurulması ile başlanmalı. Ülkenin her konudaki yıkımı konusunda belirlemeler çalışmalar yapan, çeşitli yollarla yazan, projelendiren bilim insanlarının belirlediği ihtiyaç analizleri doğrultusunda hazırlanan projeler uygulamaya konacaktır. Doğa, tarım, hayvancılık, beslenme, sanayi, ulaşım, enerji, deniz, su, deprem, bilim, teknoloji, sağlık, sanat, vb, vb. ve EĞİTİM.
Altı yaşından 18 yaşına kadar öğretim sürecinin içinde olan, olması gereken geleceğin erişkinlerine, son 23 yılda yapılan, her biri yenilikler, reformlar getirdiği iddia edilen bu değişiklikler, eğitim hakkının ihlalidir, ihmaldir, istismardır, çocuklara uygulanan zihinsel şiddettir. Okullar, insan sağlığına uygun saatlerde hizmet vermelidir.
Okul Öncesi Eğitim Konusunda Yapılacaklar:
1.Ülke’nin kent ve kırsalında yaşayan 3-5 yaş çocukları için eğitim kurumları yapılandırmalıdır.
2.Ataması yapılmamış istekli öğretmenler 3-5 yaş bakım ve eğitimi için hizmet-içi eğitimden geçirilmeli, işsiz kişilere çocuk bakıcılığı eğitimleri verilmelidir.
3.Beş yaş okul öncesi eğitimini yüzde 100 oranına çıkarılmalıdır.
4.Anayasaya ve yasalara aykırı olarak açılmış olan, bilim dışı cemaat okulları derhal kapatılmalı, bu kurumlara muhatap olmuş çocuklar sağıltım eğitimine alınmalıdır.
5.Ev dışında çalışan ya da çalışmayan annelerin 0-2 yaşında çocukları için de belli saatlerde ve gün boyu bakım ve eğitim verecek bakımevleri açılmalıdır.
6.Tüm okulöncesi eğitim kurumları kamuya ait olmalıdır.
İlkokullarda Yapılacaklar:
1.Eğitim sistemi yapılanması kesintisiz olarak 1+8+3 olarak oluşturulmalıdır.
2.Uygulanmakta olan (Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli)öğretim programı iptal edilmeli, program geliştirme bilim alanının ilkelerine göre programlar geliştirilmelidir.
3.Yetkin olmayan kişilere yazdırılmış içinde mavi balina, illüminati, rabia işaretleri gibi örtük semboller, yanlış iletiler ve Türkçe yanlışları bulunan ders kitapları iptal edilerek, kitaplar uzman kişilere yazdırılmalı, ders kitabı yazma konusunda bilimsel ölçütlere uygun olanlar okutulmalıdır.
4.Okul binaları, laboratuvarlar, okul bahçeleri, kütüphaneler, görsel sanatlar, müzik ve spor salonları, öğretim araçları nitelikli hale getirilmelidir.
5.Varsıl-yoksul, inançlı-inançsız izlenimi yaratan giysilerden vazgeçilmeli ve çocuğa okullu kimliği kazandıracak, günlük çalışmayı kolaylaştıran çağa uygun giysiler seçilmelidir.
6. Öğretmen giysileri, fiziksel görünümleri dinî iletiler içermemelidir.
7. Bütün okullarda tekli öğretime geçilmelidir.
8. Zorunlu ve seçmeli din dersleri programdan kaldırılmalıdır.
9. Sınıf mevcutlarının 24 olabilmesi için önlemler alınmalıdır.
10.Köy okulları açılmalıdır.
Ortaokullarda Yapılması Gerekenler:
1.Zorunlu eğitim 1+8+3 olarak kesintisiz olarak düzenlenmelidir.
2.İmam hatip ortaokulları genel/akademik ortaokula dönüştürülmelidir.
3.2012’de programa yerleştirilen seçmeli din dersleri kaldırılmalıdır.
4.Ortaokul bitiminde mezunların ilgi, istek ve yeteneklerine uygun kamu kurumlarında eşit nitelikte eğitim alabilmeleri için akademik ve meslekî liseler açılmalıdır.
5.Bütün yurtta öğrencilerin nitelikli eğitim alabilmelerini sağlamak üzere uygun fiziksel ortamlar, insanca koşullarda ve kendini geliştirmesine fırsat tanınacak ders yüküyle çalışabilecek öğretmen atamaları yapılmalıdır.
6.Akademik eğitim veren öğretim kurumlarının yöneticileri de akademik eğitim almış deneyimli öğretmenlerden seçilmelidir.
7.Halen hizmet vermekte olan özel öğretim okulları kamuya devredilmelidir.
8.Akademik program uygulayan okullarda açılmış olan mescit mekânları kütüphane, laboratuvar, spor, sanat alanı gibi o yaş çocuğunun gelişimine hizmet edecek biçimde dönüştürülmelidir.
9.Öğretim programlarından zorunlu DKAB dersi kaldırılmalıdır.
10.Sınıf mevcutlarının 24 olabilmesi için önlemler alınmalıdır.
11.Bütün okullarda tekli öğretim yapılması için gerekli önlemler alınmalıdır.
Liselerde (Ortaöğretim) Yapılması Gerekenler:
1.Bilimsel yöntemlerle ülke çapında yapılacak bir araştırma ile gençliğin yönelimleri, ülkenin politikaları belirlenmeli, bu araştırma verilerine ve dünyadaki gelişim göstergelerine dayalı lise program tür ve sayıları belirlenmelidir.
2.Açık liseye kayıtlı 18 yaş altındaki gençlerin örgün eğitime geçmeleri için çok boyutlu çalışmalar yapılmalıdır.
3.Okul binalarında dinin gereklerine göre yapılan mekânlar bilimsel eğitim ortamlarına dönüştürülmelidir.
4.Dogma ve hurafelerin belirleyeceği bir toplumsal yapının oluşumuna zemin hazırlayan 4+4+4 düzenlemesi derhal kaldırılmalıdır.
5.Öğretim programından zorunlu DKAB dersi ve seçmeli din içerikli dersler kaldırılmalıdır.
6.Eğitim, zorunlu ve kesintisiz 1+8+3 bilimsel, laik ve demokratik bir yapıya kavuşturulmalıdır.
7.Hazırlanacak öğretim programları yeni kuşakları, çağın gerektirdiği akıl, bilim ve sanat ortamlarında 21.yüzyıl becerileri ile donatmalıdır.
8.Hazırlanacak öğretim programlarını başarıya ulaştırmak için mevcut öğretmenler hizmet içi eğitimden geçirilmelidir.
9.Halen hizmet vermekte olan özel öğretim kurumları kamuya devredilmelidir.
10.Tam gün eğitime geçilmelidir.
11.Sınıf mevcutları azaltılmalıdır.
12.Lise programları ile üniversite giriş sınavı uyumlandırılmalıdır.
13.Lise öğrenimi sırasında program türleri arasında geçişi sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır.
Yükseköğretim Kurumlarında Yapılması Gerekenler:
1.Bütün öğretim kademelerini içine alan köklü bir eğitim reformu yapılmalıdır. Bu reformun planlayıcıları bilimsel erkini kanıtlamış, laik, demokratik, çağdaş eğitime inanan vatansever ve antiemperyalist yetkin kişilerden oluşturulmalıdır.
2.Eğitim sistemi sınav temelli değil, öğrenme temelli olmalı, okulöncesinden başlayarak 21.yüzyıl becerilerini kazandıracak biçimde yapılandırılmalıdır.
3.Üniversitelere öğrenci kabulü bilimsel, akılcı ve adil bir yapıya kavuşturulmalıdır.
4.Vakıf üniversiteleri kamulaştırılmalıdır.
5.Kamu üniversiteleri köklü üniversitelerin bünyesine alınarak sayıları azaltılıp, nitelikleri artırılmalıdır.
6.Yükseköğretim a) Akademik b) Sanatsal c) Teoloji olarak gruplanmalı, unvanlar bu gruplara göre yeniden yapılandırılmalıdır.
7.KHK’larla üniversiteden ihraç edilenlere hakları teslim edilmelidir.
8.Üniversiteler özerk yapıya kavuşturulmalıdır.
Öğretmen Eğitimi Eğitim Fakültelerinde yapılmalı, ihtiyaç fazlası ve yetersiz kadroya sahip Eğitim Fakülteleri Güçlü Eğitim Fakülteleri ile birleştirilmelidir.
Hizmette olan ve henüz atanmayan öğretmenlerin hizmet içi ve hizmet öncesi eğitimleri köklü Eğitim Fakülteleri tarafından planlanmalı ve yapılmalıdır.
KEMALİST GENÇLER OLARAK NE YAPMALIYIZ?
Ülkenin yıkılan değerlerinin/varlıklarının yeniden yaratılması için Cumhuriyet ilkelerine inanan, donanımlı bireyler olarak tıpkı 100 yıl önce olduğu gibi bu ülkeyi yeniden yaratacağız. Bu görevi bize Atamız verdi. Yüce Atatürk’ün belirttiği gibi; “Bütün bu ahval ve şerait içinde vazifemizin Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmak olduğunu, damarlarımızdaki asil kanda bu kudretin var olduğunu” biliyoruz. “Özgürlük ve bağımsızlık bu ülkenin karakteridir.” Bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olan ülkelerin işgalinden, on milyon nüfusla Kurtuluş Savaşı vererek ülkemizi nasıl temizlediysek, seksen altı milyonla bunu yine ve daha güçlü yaparız. Dünyada Mustafa Kemal gibi bir deha yetiştirmiş başka bir ülke yoktur.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti yetişmiş, donanımlı insan gücüne sahiptir. Bu gücü eyleme dönüştürecek örgütlenmeye, planlamaya gereksinimi vardır. Bize düşen, Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi eğitim programları nedeniyle Kemalist İlkelerin öğretilmediği gençlere, çocuklara ve yetişkinlere ÖĞRETMEK namus borcumuzdur.