Pazar, Kasım 27, 2022

YAYINLANAN YAZILAR

21. YÜZYILDA TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ 21.YÜZYIL BECERİLERİNİN NERESİNDE?

Son yıllarda Türkiye ve Batı alanyazında 21. yüzyıl becerileri gündemde önemli bir yer tutmakta. Her ay farklı bir tema ile çıkarılan Öğretmen Dünyası Dergisi de Mart-Nisan 2018 sayılarında “21. Yüzyıl Becerileri” konusunda yazılara yer verdi. Meslek yaşamı boyunca Türk Eğitim Sisteminde uygulanmış eğitim programlarını incelemiş bir akademisyen olarak, “21. Yüzyılda Türk Eğitim Sistemi 21. Yüzyıl Becerilerinin Neresinde?” başlıklı bir makalede Cumhuriyetin ilk yıllarından beri öğretim programlarındaki bugün adına 21. yüzyıl becerileri denen özellikler anlatılmıştır. Dün büyük zorluklar altında bu becerileri nasıl geliştirdiğimiz, bugün neden geliştiremediğimiz vurgulanmıştır.

Öğretmen Dünyası Yıl: 39/ Nisan 2018 / Sayı: 460 / ss:11-16

Prof. Dr. F .Dilek Gözütok

Bilimde ve teknolojide meydana gelen değişmelere paralel olarak toplumu oluşturan bireylerin amaçları, yaşam ve davranış biçimleri de değişmektedir. Gelişmiş, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmış ve hızla yoluna devam etmekte olan ülkelerin önderliğinde geliştirilen bilim ve teknoloji ürünlerinin bir kısmı daha sağlıklı, daha rahat ve daha mutlu yaşamak için insanlığa katkı sağlarken bir kısmı da ne yazık ki insanı, doğayı, evreni harabetmekte ve yok etmekte kullanılmaktadır. 21. yüzyılda bilimde ve teknolojideki gelişmelere uyum sağlamayı ve katkı vermeyi hedefleyen her birey, her toplum ve her ülke bu becerilerle donanmak zorundadır. Yurttaşlarına bu becerileri kazandıramayan ülkeler dünyadan soyutlanırlar, sahip oldukları doğal kaynakları ve insan kaynaklarını, bu becerilere sahip ülkelerin sömürüsüne terk etmek durumunda kalırlar. Geleceğin vazgeçilmez, yararlı insanları olmanın ve zaman içinde ortaya çıkacak yeni mesleklerde çalışabilmenin, nitelikli bir yaşam sürdürebilmenin yolu, 21. yüzyılın gerektirdiği üst düzey becerilerle donanmış olmaktan geçer.

“21. yüzyıl becerileri” olarak sıralanan becerilerin kazandırılmasına, çocuğun dünyaya gelmesiyle başlanmalıdır. Bu süreç, merhum hocamız Prof. Dr. Fatma Varış’ın “eğitim sıfırdan sıfıra devam eder” dediği gibi yaşam boyu sürdürülür. Bu beceriler ilk birkaç yıl aile içinde, 3-6 yaşlarında okul öncesi eğitim kurumlarında, 6 yaşından 18 yaşına kadar da örgün eğitim kurumlarında kazandırılmalıdır. Tarafı olduğumuz ve koşullarını kabul ettiğimiz “Çocuk Hakları Sözleşmesi” her bireyi 18 yaşına kadar çocuk olarak kabul eder ve her çocuğun eğitim süreci içinde olması gerektiğini vurgular. T.C Anayasasında “Eğitim ve Öğretim Hakkı ve Ödevi” başlığı altında belirlenen maddeler doğrultusunda Türk milli eğitim sisteminin genel amaçları ve temel ilkeleri 1973’te 1739 sayılı “Temel Eğitim Yasası” (TEY) ile yeniden düzenlenmiştir. Ülkenin eğitim sistemini yöneten bakanlık, TEY ile belirlenen genel amaçlara ve ilkelere uygun olarak eğitim kurumlarında yetiştireceği bireylerin özelliklerini tanımlamalı, her kademe ve türdeki eğitim kurumlarının genel amaçlarını, ardından bu genel amaçlara hizmet edecek ve öğrenci özelliklerine dönüştürülecek ders programlarının amaçlarını, Eğitimde Program Geliştirme bilim alanının ilkelerine uyarak formüle etmelidir. Bireyin, toplumun, çağın, hızla gelişmekte olan bilim ve teknolojinin gereklerine uygun olarak belirlenen amaçlara/kazanımlara hizmet edecek içerik, öğretim ilke ve yöntemleri ve değerlendirme süreçleri birbirleriyle uyumlu/tutarlı olmalıdır. Eğitim programları ve ülkelerin eğitim politikaları, çağın gereklerine, bireyin, toplumun, bilimin ve sanatın istemlerine göre sürekli olarak değerlendirilmeli ve geliştirilmelidir. Bu görevi yapacak “Program Geliştirme ve Değerlendirme Araştırma ve Uygulama Merkezleri” kurulmalı ve bu merkezlerde alanında yetkin bilim insanları görevlendirilmelidir. Her değişen eğitim bakanı “sistemi değiştireceğiz” iddiasıyla eğitim programları ile oynarsa, bir şeyler ekleyip bir şeyler çıkarırsa, programı liyakatsiz kişilere teslim ederse bilerek ya da bilmeyerek ülkeye onarılması güç zararlar vermiş olur.

Alanyazında yer alan ve her bireyin sahip olması önerilen 21. yüzyıl becerileri konusundaki farklı gruplamalardan bazılarını özetleyecek(1) olursak:

  1. Yeniliklere ve farklı bakış açılarına açıklık ve yaratıcılık
  2. Donanımlı bir ardalana dayalı eleştirel düşünme becerisi
  3. Problem çözme becerisi
  4. İletişim ve birlikte çalışma becerisi
  5. İletişim teknolojisi ve bilgi okuryazarlığı, bilgiye ulaşma becerisi
  6. Medya okuryazarlığı
  7. Gelişmelere açıklık ve öz-yönetim becerisi

Birçoğu  birbiriyle    bir   oranda   örtüşen,   bazılarının   farklı   anlamlar taşıdığı söylenebilecek bir sınıflama da aşağıda özetlenmiştir(2):

  1. Temel konular ve 21. yüzyıl temaları
  2. Yaşam ve meslek becerileri
  3. Öğrenme ve yenileme becerileri
  4. Bilgi, medya ve teknoloji becerileri

Öğrencilerin ihtiyaç duyacağı becerileri Wagner(2) yedi grupta toplamıştır:

  1. Eleştirel düşünme ve problem çözme
  2. Ağlar genelinde işbirliği yapma ve etki yaratarak öncülük etme
  3. Hız ve uyum
  4. Girişkenlik ve girişimcilik
  5. Etkili sözlü ve yazılı iletişim
  6. Bilgiye erişme ve bilgiyi analiz etme
  7. Merak ve hayal gücü

İlk ve orta öğretimdeki 21. yüzyıl becerilerini belirlemek amacıyla yapılan bir meta-analiz türü araştırmada(3) bu yeterlikler üç ana başlıkta toplanmıştır:

  1. Sözel ve sayısal beceriler, bilimsel okuryazarlık, bilgi teknolojileri okuryazarlığı, finansal okuryazarlık, kültürel ve vatandaşlık okur yazarlığını da içeren “Kurucu Okuryazarlık” 21. yüzyıl becerilerinde uzmanlaşmak için başlangıç olarak nitelendirilmektedir.
  2. Eleştirel düşünme, yaratıcılık, problem çözme, iletişim ve işbirliğini kapsayan “Yeterlilikler”dir.
  3. Kararlılık, adapte olabilirlik, meraklı olma, inisiyatif alma, liderlik, toplumsal ve kültürel farkındalık, başkalarıyla toplumsal, etik ve kültürel uygun etkileşimler kurabilmeyi de içeren “Karakter Özellikleri”dir.

Phoenix Üniversitesi’nde 2011’de yapılan bir araştırma(4) sonucunda 21. yüzyıl öğrenci becerileri eleştirel düşünme, problem çözme, sorgulama, bilgiye erişim, analiz, sentez, iletişim, yenilik, yaratıcılık, merak, hayal, etik kurallara uygun davranma, adapte olma, esneklik, evrensel vatandaşlık, sosyal ve kültürler arası etkileşim, işbirliği, girişimcilik, öz-yönetim, üretkenlik, sorumluluk ve liderlik olarak belirlenmiştir.

Çok sayıda kurum, kuruluş ve araştırmacı tarafından farklı gruplamalar farklı sınıflamalarla belirlenen 21. yüzyıl becerilerinin kişilikle, toplumsal yaşamla ve üretimle ilgili olanlarının çoğu, insanlığın gelişimiyle birlikte bireylerin nitelikli bir yaşam sürdürebilmeleri için gerek duyulan yeterlikler olagelmiştir. Üretkenlik, yaratıcılık, kendini geliştirme, problem çözme, iletişim, işbirliği, esneklik, uyum, çatışma çözme, girişimcilik, sorumluluk, sağlıklı insan ilişkileri kurma becerileri, toplumun hemen her bireyine kazandırmayı hedeflediği geleneksel olarak nitelendirilebilecek özelliklerdir. Teknolojinin günlük yaşamda yaygınlaşması, vazgeçilmez olması ve hızla yenileşmesi beraberinde eğitilecek bireylere bilgi teknolojileri konusunda üst düzey beceriler kazandırmayı gerekli kılmıştır.

Teknolojinin hızlı gelişmesine paralel olarak yaşamı sürdürmek, ev, ulaşım, iletişim araçlarını kullanmak için ve teknolojinin hemen her meslekî beceride önemli bir yer tutması bütün bireylerin bu becerilere sahip olmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu durum, dünyadaki gelişmelere ayak uydurmayı hedefleyen her ülkeye, ayrım yapmadan bütün bireylerine 21. yüzyıl becerilerini kazandırma sorumluluğunu yüklemektedir.

21.yüzyıl becerileri geleneksel öğretim programlarıyla, anlayışlarıyla, yöntemleriyle ve bu becerilere sahip olmayan öğretmenlerle kazandırılamaz.

21. yüzyıl becerileri öğrencinin etkin olduğu, problem çözdüğü, arkadaşlarıyla işbirliği yaparak çalıştığı, sorular sorduğu, yanıtlar düşündüğü, eleştirdiği, hayal ettiği, yaratıcı ve analitik düşündüğü, bilgi ağlarına ve toplum kaynaklarına ulaştığı, bilgiyi sentezlediği, öğretmenden yalnızca kolaylaştırıcılık hizmeti alıp kendisinin ürettiği ortamlarda kazandırılabilir.

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Türk eğitim sistemi kapsamında öğretim programları hazırlanmış, uygulanmış ve geliştirilmiştir. Bu öğretim programlarının bazılarında hedeflenen bazı özelliklere 21. yüzyıl becerilerine benzerlikleri açısından bakmak, gelişimi ya da değişimi görebilmek için önemlidir. 1926 İlkmektep Programı(5) s.4’te “dersler arasında irtibat cetvelleri”… “derslerin birbiriyle muvazi gitmesi ve birbirlerini takviye etmesi lüzumu”… “derslerin imkân derecesinde hayat ve muhit ile münasebettar bir tarzda tedrisi”…denmektedir. Yurt Bilgisi programı s.80’de “talebe daha ziyade muallimin rehberliği altında kendi tefekkürü ile istihraç eylemelidir” cümlesi ile öğretim süreçlerinde öğrencinin etkin olması gerektiği vurgulanmaktadır.

1936 İlkokul Programı(6) s.24-25’te okulun çocuklara “muhakeme etme, düşünme, meseleyi ortaya çıkarma ve meselenin halli için yollar arama, meselenin halline yarayacak delilleri mukayese etme ve tartma, bir şey inşa etme, bilimsel düşünme becerileri, birlikte çalışma türünden beceriler kazandırılacağı yer almaktadır.

1962 İlkokul Program Taslağı (7) s.11-12’de sıralanan amaçlardan bazıları; bilgi, teknik, güzel sanatlar ve ekonomi bakımından çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı olmayı hedeflemektedir. 20. yüzyılda hazırlanmış bu öğretim programında 21. yüzyıl becerilerini çağrıştıran “muhakeme yeteneği gelişmiş, kendine güvenir, tenkitleri iyi karşılar, olayları ve davranışları yapıcı bir tenkitle değerlendirir, teşebbüs kabiliyeti gelişmiş” türünden ifadeler bulunmaktadır.

21. yüzyıl becerileri içinde çok da önemsenmeyen “Sanat”, yarım yüzyıl önce hazırlanan öğretim programında, özellikle de Köy Enstitüsü programında önemle vurgulanmıştır.

1948, 1968 ve 1998’de (20. yy.) hazırlanan öğretim programlarında da benzer beceri ifadeleri yer almıştır.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü(OECD)’nün Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programının uyguladığı PISA sınavına Türkiye ilk kez 2003’te katılmış ve 15 yaş grubundaki öğrencilerimiz sıralamada sonlarda yer almıştır. MEB bu düşük başarıyı yükseltme iddiasıyla halen uygulanmakta olan programları bilimsel yöntemlerle değerlendirmeden, 1998’de ve 2000’de uygulamaya konan, henüz değerlendirilmesi yapılmamış Hayat Bilgisi 1-2-3. sınıf, Fen Bilgisi 4-5-6-7-ve 8. sınıf programlarını yok sayarak, ihtiyaç analizleri yapmadan 1-2-3-4-5. sınıf Türkçe, Hayat Bilgisi, Fen ve Teknoloji, Matematik ve Sosyal Bilgiler ders programlarını hazırlamış, deneme uygulaması yapılırken kitaplarını yazdırmış, öğretmenler programla ilgili yeterince bilgilendirilmeden 2005’te beş sınıfı birden uygulamaya başlamıştır.

2005 öğretim programı uygulanacak çocuklarımızın bir kısmı, 2004’te zorunlu eğitime çocuğunu göndermeyen veliye hapis cezası verilmesinin kaldırılmasıyla örgün eğitimden çocuk işçiliğine, dinî nikâhlılığa doğru kaydırılmaya başlanmıştır. 2003’te öğrencilerimizin PISA başarısızlığını giderme iddiası ile, 2005’te 21. yüzyılın ilk öğretim programı(8) hazırlanmış ve bir eğitim reformu yapılıyormuş gibi sunulmuştur. Bu programda eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme, araştırma, iletişim, problem çözme, bilgi teknolojilerini kullanma, girişimcilik, Türkçeyi doğru, etkili ve güzel kullanma, karar verme, kaynakları etkili kullanma, güvenlik ve korunmayı sağlama, öz-yönetim, bilimin temel kavramlarını tanıma, temalarla ilgili temel kavramları tanıma türünden 14 başlıkta 257 madde “beceri” olarak sıralanmıştır. Beceri olarak sunulan bu ifadelerin bazıları bilgi, bazıları değer, bazıları eylem, bazıları da “tüketmeme”, “harcamama”, “uzak durma” gibi eylemsizlik belirtmektedir.  Program Geliştirme Bilim alanının ilkeleri dikkate alınmadan, büyük iddialarla hazırlanan bir programda yapılan bu tür hatalar, öğretmenin programda ne istendiğini anlayamaması, beş sınıfı birden uygulamaya koyma ve başka hatalar, olasıdır ki daha sonraki yıllarda yapılan PISA’da çocuklarımızın yine son sıralarda yer almasına neden olmuştur.

2005 Öğretim programı ile ilgili olarak 2008’de Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı olan Prof.Dr. İrfan Erdoğan(9) bir eğitim bilimleri çalıştayında şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Cumhuriyetin ilk yıllarından beri program geliştirme alanında sağlanan gelişmeleri ve birikimleri iddialı söylemlerle gölgeleyerek gösterilen cesaret, geçiş esnasında gösterilememiştir(…)Daha önceki müfredatımızın ezberciliğe dayandığı, yeni müfredatla öğrenci merkezli eğitime geçildiği gibi yapay bir milât yaratılmıştır. Eğitim tarihini biraz bilenler öğrenci merkezli eğitime geçildiği konusundaki bu ifadeyi ciddiye almazlar” demiştir.

2012’de 4+4+4 yapılanması ile sözüm ona zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılmış fakat ilk dörtten sonra okul terketme yolu açılmıştır. Açık ortaokula, açık liseye kayıtlı çocukların sayısı bugün iki milyonu geçmiştir. Çıkarılan okul yönetmelikleri nişanlanmayı ve küçük yaşta evlenmeyi yüreklendirmiştir. Akademik liseler hızla imam hatipleştirilmiş, üstün başarılarıyla adını duyuran liseler proje okulu ilan edilerek dağıtılmıştır. Çocuklar beş yaşında zorunlu olarak ilkokula kaydedilmiş, çocuğunu kaydettirmek istemeyen veliden çocuğu için yetersiz raporu alması istenmiştir. Böylece bireyin gelişiminde, yaşam başarısında çok önemli rolü olduğu bilimsel araştırmalarla belirlenmiş okul öncesi eğitim kademesi baltalanmıştır. Okul sırasında oturduğunda ayakları yere değmeyen 60 aylık çocuklara e-l-a-t harfleriyle alfabe, bitişik el yazısı ile yazma, harflerden başlayarak okuma öğretilmek istenmiştir. Yazı yazamayan, kendi dilinde okuduğunu anlayamayan bir nesil yetiştirdiğimiz, bu programlardan yetişen çocuklarımızın girdiği PISA sınavı sonuçlarıyla bir kez daha onaylanmıştır.

2012 4+4+4 yapılanması ile ülkeyi yönetenlerin “dininin, kininin sahibi” bireyler yetiştirme hedeflenmiştir. Uyum programı adı verilen 60 aylık çocuklarda algı bozukluğu yaratan, zihin terörü uygulayan ders kitapları(10); ortaokullara zorunlu Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersine ek olarak seçmeli Hz. Muhammed’in Hayatı, Kur’an-ı Kerim ve Temel Dinî Bilgiler Dersi uygulamalarına bu dönemde başlanmıştır. Birçok okulda veliler çocuklarının bu dersleri seçmeleri için zorlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinin “zorunlu ders olmaması gerekir” kararına karşın ortaöğretim giriş sınavlarında temel bilim derslerinin soru sayısı kadar soru da Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Dersinden sorulmuştur. Diğer seçmeli derslerin öğretmenleri sayıca yetersiz hale getirilirken bolca din dersi öğretmeni atanmıştır. Yatılılık, bursluluk gibi özendiriciliklere ve zorlamalara karşın imam hatip okullarının kontenjanlarının doldurulamaması ve bu okullarda öğrenci başarısının düşük olması, üst düzey yöneticileri amaçları yönünde sınav türünü değiştirme, çocukları mahalle okullarına kaydolmaya zorlama gibi bilimsel dayanağı olmayan yeni arayışlara ve kararlara yönlendirmiştir.

OECD ülkelerinin 15 yaş öğrencilerinin katılımıyla yaptığı 2015 PISA sınavında Türkiye yine son sıralarda yer almış, çocuklar 21. yüzyıl becerilerini yine sergileyememiş, yine kendi dilinde okuduğunu anlama sorunu yaşamıştır. Yapılan bir doktora tezinde PISA’nın ölçtüğü üst düzey dil becerilerinin 2005’ten sonra hazırlanmış olan Türkçe öğretim programında ve ders kitaplarında yer almadığı belirlenmiştir(11).

Türk eğitim sistemi, kurduğu “Heyet-i İlmiye” önderliğinde 20. yüzyılın ilk çeyreğinden başlayarak o yıllarda dünyada eğitim alanında öncü bilim insanlarının (John Dewey, Alfred Kühne, Ömer Buyse ve mesleki eğitimin çeşitli alanlarının uzmanları) bilimsel yöntemlerle yaptığı ihtiyaç analizleri doğrultusunda hazırladığı öğretim programlarıyla, geliştirdiği kalkınma ve öğretim modelleri olan “Köy Enstitüsü”, “Halk Evleri”. “Köylerde Halk Okuma Odaları”, “Gezici Köy Kursları (kadınlar ve erkekler için)”, “Millet Mektepleri”, “Yüksek Öğretmen Okulu”, İlk mektep, Ortaokul ve Lise programlarıyla insanlarına çağ atlatmıştır. Cumhuriyet yönetimi, 15 yılda aydınlık bir ulus yaratmıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak çeşitli etkenlerle yükselme hızı azaltılmıştır. 1980 askerî darbesi, yeşil kuşak projesi, Türk İslâm Sentezi projeleri, din istismarı yapan siyasi partilerin uygulamaları vb. ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinde katedilen ilerleme hızı, önceleri yavaş yavaş, daha sonra hızla geriye çekmiştir. Diğer yandan, hızlı nüfus artışı, köyden kente göç sonucu özellikle büyük şehirlerin çevresindeki gecekondulaşma, sınıf mevcutlarının bazı yerlerde 100’e kadar çıkması, devletin aynı hızda okul açamaması, yeterince öğretmen yetiştiremediği için öğretmenlik eğitimi almayan kişileri öğretmen olarak ataması ve daha birçok nedenle eğitim programlarında hedeflenen özellikler çocuklara kazandırılamamıştır. Ülkenin, bireyin ve çağın gereklerine uygun insanı yetiştirmede eğitim programı çok önemlidir fakat tek etken  değildir. Tıpkı yasalar, hukukçu ve hukuk anlayışı ilişkisi gibi. Nasıl en iyi hazırlanmış yasalar donanımlı olmayan hukuk insanının elinde hiçbir işe yaramaz, adaleti sağlayamaz ise iyi hazırlanmış öğretim programı da donanımsız öğretmenin, yetersiz altyapının olduğu durumlarda asla işe yaramaz. Eğitimde reform yapmak isteyenler, resmî programın yanı sıra, örtük programı, ekstra programı, ihmal edilen programı ve uygulanan programı dikkate almak zorundadırlar. Bireyin sahip olduğu yetileri en üst düzeyde geliştirmeyi, ülkesine, dünyaya ve evrene katkı sağlar hale ulaştırmak olarak kısaca belirtebileceğimiz eğitim, çok ciddi bir iştir ve farklı alt alanları olan bir bilim alanıdır. Eğitimi planlama, uygulama ve değerlendirme işinin, eğitim bilimleri alanını bilmeyen kişilerin yönetimine bırakılmasının ülkede yaşayan bireylere de, ülkeye de, dünyaya da bedeli ağır olur. Farklı alandan kişilerin aldığı kararlarla yapılandırdığınız eğitim sisteminin yetiştirdiği öğrencilerin puan ortalamaları son sıralarda yer alır ve bu işi iyi yöneten ülkeler de ülkenizde bu sorunları çözebilecek bilim insanı yokmuş gibi size önerilerde bulunur.

PISA Direktörü Andreas Schleicher PISA sonuçlarına bakarak Türk Eğitim Sistemine bazı önerilerde bulunmuştur. Kısa kısa yazmak gerekirse:

*Her çocuğun öğrenebileceğine güveniniz.

*Öğretmenlerinize nitelik kazandırınız, yetenekli kişileri öğretmenliğe yönlendiriniz.

*Programlarınızı dünyadaki değişikliğe göre geliştiriniz.

*Sistemde lüzumsuz değişiklikler yapmayınız. Değişimler stratejik, tutarlı ve devamlı olmalı.

*Öğrettiğiniz bilimsel bilgiyi çağın gereksinimlerine göre düzenleyiniz.

*Çocuklara bilgiyi yaratıcı biçimde uygulamayı öğretiniz.

*Bilim alanlarını harmanlayarak uygulamalarını sağlayınız.

*Okullarınızdaki eğitim niteliğini yükseltiniz ve eşitleyiniz.

Yıllardır eğitim bilimlerinin Eğitim Programları ve Öğretim, Öğretmen Eğitimi, Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme uzmanlık alanlarında akademik çalışmalar yapan öğretim üyeleri, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının eğitim komisyonlarında hizmet veren uzmanlar, alanyazında okudukları ve yaptıkları araştırmaların sonuçlarına dayalı olarak PISA direktörünün önerilerinin daha ayrıntılısını, bu önerilerin nasıl hayata geçirilebileceğini yazmakta, panellerde ve konferanslarda belirtmektedirler.

Bu uyarılar hiç yokmuş gibi, halen uygulanmakta olan öğretim programı değerlendirilmeden, 21.yüzyıl becerilerinin neler olduğu, yaş grubunun ve  çağın gereksinimleri belirlenmeden, içinde program geliştirme, eğitim psikolojisi, eğitim sosyolojisi, eğitim felsefesi ve konu alanı üst düzey yetkinliğe sahip uzmanlarının bulunmadığı, kimlerden oluştuğu açıklanmayan gruplara “2017 öğretim programı taslağı” hazırlatılmıştır.

Taslak program görüşlere açılmış ancak verilen akademik ve bilimsel geri bildirimler programa yansıtılmamıştır. Programın deneme uygulaması bile yapılmadan, öğretmenlere programın nasıl uygulanacağına ilişkin eğitimler verilmeden 2017-2018 öğretim yılında 1. 5. ve 9. sınıflarda uygulamaya konmuştur.

2017 öğretim programı, program tekniği, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü, Türk Devrim ve İlkelerini neredeyse yok sayma, yanlış bir tarih yazma gayreti, cihat, ukubat, muamelât vb. şeriat hukukunun bilgilerine yer verme açılarından eleştiriler almıştır. Öğretim Programı(!) Talim ve Terbiye Kurulu tarafından onaylanmadan ve daha sonra acele acele kitap yazma konusunda uzman olmayan kişilere yazdırılan ders kitapları, devlet bütçesinden bastırılmış ve okutulmak üzere okullara ücretsiz dağıtılmıştır. 2017 yılı, yıllardır okullarda zorunlu olarak okutulan çok sayıda ders kitabında FETÖ simgelerinin ve anlayışının var olduğunun fark edilmesiyle devlet bütçesinden yazdırılan ve bastırılan milyonlarca ders kitabının imha edilmesi, bazı sayfalarının koparılması gibi bir uygulamanın yapıldığı yıl olarak Türk eğitim tarihinde yerini almıştır.

2017 Öğretim programı, FETÖ’nün Uzakdoğu imamı olan bir imam hatip öğretmeninin yazdığı “Eğitimde Anadolu Modeli” kitabından önemli esintiler taşımaktadır. Bu kitapta “Eğitimde Anadolu Modeli’nde her konuda akıl, tek başına doğru bir iş yapan olarak görülmez…Her problemin çözümü akılla olmaz. İnsan bütün problemlerini akılla çözecek ve vicdanî sorularına akılla cevap verebilecek olsaydı Allah’ın peygamberlerini kutsal kitaplarla göndermelerine ihtiyaç duyulmayacaktı. Akılla elde edilemeyecek gerçekleri nakil (vahiy) yolu ile elde eder” denmektedir. Cumhuriyet ve cumhuriyetle gelen kazanımlarla ilgili olarak; “batının ahlâk yoksunu ve dinimize aykırı, materyalist uygulamaların bir taklididir” görüşü savunulmaktadır. Cumhuriyetle gelen eğitim sistemini hatalarla dolu gören, bunun bir örneğini de “Evrim bir ilimmiş, bir hakikatmiş gibi okutuldu” diye veren bilim dışı bir anlayışın özlemi, 2017 programında giderilmiştir. Biyoloji programında öğretilen “Hayatın Başlangıcı ve Evrim” ünitesi 2017 öğretim programından çıkarılmıştır. Evrim, çocuğa çevresiyle bilinçli etkileşime başladığı dönemden başlayarak anlayacağı sözcüklerle ve örneklerle öğretilmelidir. Evrimi anlamak, bilimsel düşünme demektir. Bu programın kazanım(!)larına ulaşan çocuğa bilimsel düşünme, sorgulama, problem çözme, eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme gibi temel düşünme becerileri kazandırılamaz.

2017 programına MEB’in FETÖ’nün uzantısı olan “Hizmet Vakfı” ile “Toplumsal Duyarlılık Projeleri” kapsamında imzaladığı protokolde yer alan, adına

“Değerler” dediği, içerikle, eğitim durumlarıyla nasıl ilişkilendirileceği belli olmayan, hemen hiçbiri 21. yüzyıl becerileri kapsamına girmeyen özellikler bütün derslere yerleştirilmiştir.

Yeterli öğretim üyesinin ve uygulama koşullarının var olup olmadığına bakılmaksızın açılan Eğitim Fakültelerinden mezun olan öğretmenler atama beklerken, paralı öğretmenlik sertifikası verilmesini zorlayan üst yönetim, ücretli öğretmenlik kurumunu da oluşturmuş ve öğreteceği alanla hiç ilgisi olmayan kişileri öğretmenmiş gibi çalıştırma yolunu seçmiştir. Bütün bu kötü koşullara karşın sistemde ülkesini, mesleğini ve öğrencilerini çok seven, kendini geliştiren ve özveriyle çalışan nitelikli öğretmenler, öğretim programında  verilen yanlışlardan öğrencilerini korumaya çalışmaktadırlar. MEB’i yönetenler bu bilim dışı öğretim programının olumsuzluklarından ülkesini, cumhuriyetini, çocuklarını korumaya çalışan öğretmenlerin olumlu etkisinden öğrencileri kaçırmak üzere bazı dinî vakıflarla işbirliği protokolleri imzalamıştır. Bu protokole göre; toplumda çeşitli olaylarla gündeme gelen Ensar Vakfı, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA), İlim Yayma Cemiyeti ve Birlik Vakfı gibi dinî amaçla kurulmuş vakıflar, MEB’in finansmanıyla okullarda ya da uygun buldukları yerlerde, vakıf merkezlerinde seminer, meslekî ve teknik kurslar, eğitim programları düzenleyecek, sportif, kültürel ve sosyal etkinlikler yapacaklardır. Üç yıl süre için imzalanan bu protokollerle MEB, çocukları eğitme görevini çeşitli dinî vakıflara devretmiş görünümü vermektedir.

Devletin açtığı, altı yaş grubuna bir yıl hazırlık sınıfı hizmeti veren okul öncesi eğitim kurumları çağ nüfusunun çok az bir kısmını kabul edebilmektedir. 3-5 yaş grubundaki çocuklar, ailelerin ekonomik durumu iyiyse özel yuva ve kreşlere, ya da uygun ücret uyguladıkları için dinî vakıfların açtığı  yuvalara gönderilmektedir. 6 yaşında ilkokula başlayan çocuk 8-9 yaşında henüz soyut düşünme düzeyine erişmeden 4. sınıfta zorunlu Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersi almaktadır. Bu ders kapsamında da din kültürü değil, İslâm kuralları verilmekte ve Arapça dualar ezberletilmektedir. 5. sınıftan itibaren yani çocuk 10-11 yaşında, yine henüz soyut düşünme düzeyine erişmeden “seçmeli” adıyla ama okulların çoğunda “zorunlu” hale getirilen Kur’an-ı Kerim, Temel Dinî Bilgiler ve Hz. Muhammed’in Hayatı dersleri okutulmaktadır. Çok küçük yaşlardan başlayarak çocuklara üstelik içi yanlışlarla dolu kitaplarla dinî eğitim verildiğinde, sonraki yıllarda artık sorgulama, araştırma, eleştirel düşünme, yaratıcılık gibi 21. yüzyıl becerileri kazandırılamaz. Üstelik temel bilimleri öğretecek derslerin öğretim programları ve ders kitapları da zaten bu becerileri gerçekleştirecek özellikleri taşımıyor. Çocuklarımıza 21. yüzyıl becerilerini din dersleri ile mi öğreteceğiz? Bu becerileri dinî vakıflar mı geliştirecek? İnsanımız

21. yüzyılda dünyada gelişen bilim ve teknolojiye dinî bilgiler öğrenerek mi ayak uyduracak?

Program Geliştirme Bilim alanının temel ilkelerine uyulmadan hazırlanan bir metne “Öğretim Programı” demek mümkün değildir. Hazırlanan, adına “2017 müfredatı” denen bu metin öğretmene kılavuzluk etmediği gibi, kitap yazarlarına da kılavuzluk etmekten uzaktır. Durum böyle olunca MEB, kitap yazma deneyimi olmayan öğretmenlere kitap yazdırma, dinî kitaplar yayınlayan bazı tanıdık şirketlere görsellerini hazırlatıp çocuklara zarar vereceğini orta düzeyde eğitim alan birinin bile anlayacağı, bilim dışı, akıl dışı kitaplar üretip, devlet bütçesinden bastırıp okullara dağıtmaktadır.

2017’de kitap yazma deneyimine sahip olmayan üç öğretmene yazdırılmış 1.Sınıf İlk Okuma Yazma ve Türkçe kitabından(12-13) bazı örneklerle verilmek istenen ileti ile 21. yüzyıl becerileri kazandırmaya hizmet etme düzeyine bakalım. Kitap, çok miktarda dil ve anlatım yanlışları, mantıksal çelişkiler ve yersiz kullanılmış deyimler içermektedir. Bazı okuma parçaları hile yapmayı ve birilerini kandırmayı övmektedir. Çocuklarda algı bozukluğu yaratacak çizimler, özensiz görseller, örtük iletiler veren şekiller, çizimler ve renkler kullanılmıştır. Yazım ve noktalama yanlışları vardır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği vurgulanmaktadır. 6-7 yaşındaki çocuk için yazılmış bu kitaptaki konular yaşamın içinden ve çocuğun çevresinden seçilmemiştir. Kitaptaki görseller dinî yayınlar yapan, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanına ait EDAM adlı bir şirketin yayınlarından, okuma parçaları da bu yayınevinin yazarlarından seçilmiştir. Alfabe öğretimine E-A-K sırasıyla başlanmış, el işareti Rabia simgesiyle verilmiş, Türkiye haritasından Ege Adaları çıkarılmış, Türk Bayrağı yanlış çizilmiş, uzay konusunda bilim dışı bilgiler verilmiş, çocuklar hep sol ellerini kaldırarak ve sol elleriyle selâm vererek çizilmiş, bazı harflerin çizimi teknik olarak yanlış öğretilmiştir. Kitapta ekranza, siberton, beberobo gibi sözcükler vardır. Siberton sözcüğü internetten arandığında Siberton Baptist kilisesi ve Allah’a Nasıl Dua Edilir? kitabının tanıtımı, beberobo sözcüğü arandığında da bir oyuncak firması çıkmaktadır. Kitabın kapağında bulunan kitap görsellerinin sırtında ve çocuk çiziminin saçlarında Arap harfleri bulunmaktadır. Bu iki kitap daha çok sayıda yanlış iletiler içermekte ve algı yanılgılarına yol açacak yapıdadır.

Oluşturulan uzman grup tarafından kitaplar incelenmiş, bu kitapları yazan, onaylayan, basımına izin veren ve devlet bütçesindan dağıtanlarla ilgili suç duyurusu yapılmış, ancak yüce adalet kurumu bunların suç olmadığı anlamına gelen bir ifade ile görevsizlik kararı vermiştir.

Bu iki kitap, MEB’in çocuklarımıza 21. yüzyıl becerilerini kazandırmayı hedefleyip hedeflemediği konusunda yalnızca küçük bir örnektir. 2003’ten beri Türk eğitim sistemini yönetenler bilimsel eğitimden uzaklaşma yolunda gittikçe büyüyen adımlar atmaktadır. Bakan okullarının yalnızca %10’unun nitelikli olduğunu itiraf etmiş ve devletin okullarını yaptığı protokollerle dinî vakıflara teslim etmiştir. Bugün Türk Eğitim sistemi dibe vurmuştur. Çocuklarını eğitilsin diye okula yollayan veliler, bu öğretim programı uygulanan çocuklarını birkaç yıl sonra tanıyamayacaklar. Her gün basına yansıyan yanlış uygulamalar, çocuk istismarı, okulları imam hatipleştirme, öğretim hizmetini özelleştirme çabası, akıl dışı, bilim dışı hatta din dışı fetvalar, tecavüzcüsüyle evlendirme yasası, çocukları örgün eğitim dışına bırakma ve daha birçok olumsuzluk göstergeleri bu ülke yurttaşlarının artık silkelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti, bütün engellere karşın bilimin ve sanatın hemen her alanında dünyadakilerle yarışacak nitelikte yetişmiş insan gücüne sahiptir. Emperyalist ülkelerle savaşarak dünyaya örnek olmuş, 1900’lerin ilk çeyreğinde, yıkık, savaş artığı bir yapıdan cumhuriyeti kuran, devrimleri yapan bu millet, ülkeyi yine emperyalist ülkelerin projesiyle uğradığı  sarsıntılardan  kurtaracaktır. Mustafa Kemal’in askerleri olarak söz veriyoruz. “Dünyada en hakiki mürşit ilimdir” sözünün gereği olarak, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesilleri yetiştirmek için çocuklarımıza 21.yüzyıl becerilerini kazandıracağız.

Şirin’in(14) belirttiği gibi “20 milyona yakın öğrenciye birinci sınıf eğitim vermezsek sanayi trenini kaçırdığımız gibi 21. yüzyıl trenini de kaçırırız”(2017).

  1. Partnership for 21st Century Skills (www.21stcenturyskills.org)
  2. Wagner,T.(2017)”7 Survival Skills for the 21st Century” Harvard University.
  3. Manpower Group.(2014)”The Talent Shortage:How the Ever Changing Role of HR Can Bridgethe Gap”
  4. Phoenix University(2011)Postsecondery Education in the 21st Century: Students and Institutions
  5. 1926 İlk Mektep Müfredat Programı(1930) Devlet Matbaası İstanbul.
  6. 1936 İlkokul Programı(1936) Devlet Basımevi İstanbul.
  7. 1962 İlkokul Programı Taslağı(1962)Ayyıldız Matbaası Ankara.
  8. MEB (2005)İlköğretim Hayat Bilgisi Dersi Öğretim Programı ve Kılavuzu. Ankara.
  9. Erdoğan,İ.(2008)Eğitim Bilimleri Bakış Açısıyla Türkiye Cumhuriyetinde Çağdaş Değerlerle İrdelenmesi Çalıştayı. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi.
  10. Gözütok,F.D.,Ulubey,Ö.,Akçatepe,A.G.,Koçer,E.,Rüzgâr,E.(2014)”4+4+4 Yapılanması Kapsamında Hazırlanan Uyum ve Hazırlık Çalışmaları Kitaplarının Değerlendirilmesi” İlköğretim Online.
  11. İnce,M.,Gözütok,F.D.(2017)”Türkçe 6,7,8. Sınıf Ders Kitaplarının PISA Okuma Becerilerine Göre İncelenmesi” Turkish Studies/Eğitim Bilimleri. Sayı:12/33 ss.213-225.
  12. MEB.(2017)İlkokul 1. Sınıf İlkokuma Yazma Kitabı.
  13. MEB.(2017)İlkokul 1. Sınıf Türkçe Kitabı
  14. Şirin,S.”Derdimiz Ortak:Çocuklarımız” Hürriyet Gazetesi.26 Kasım 2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: